Serdar İklim Fırat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serdar İklim Fırat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2015 Perşembe

Kırık Patika'ya dair


Kitaba ad olmuş öyküden başlamak istedim okumaya. Yeni bir huy değil. Eskiden beri-nedense-böyle yaparım.
 
Afalladım.
 
Abartmıyorum gerçekten afalladım.
 
Kırık-Yamalı-Bombalanmış Patika üçlemesi, üstelik minimalize öykülerle koca bir coğrafyanın başından geçenin, yaşadıklarının şifresi mahiyetinde olmuş.
 
Onlar kırmış patikalarımızı biz yamamışız. Başa çıkamayıp bombalamışlar bu defa başka patikalar açmışız. Bir halkın nasıl tahakküm altına alınamadığını/ alınamayacağını ne de güzel anlatmış yazar. Dahası tahakküm altına almaya çalışanla ne de güzel cigarasını tüttürerek bi güzel dalgasını geçmiş 
 
“Patikaya Güzelleme” yaparak.
 
“Martıyla birbirimize bakıp utanıyordum ki…”
 
Afallamamın geçmesini bekledim ve bir gün sonra baştan başladım Kırık Patika’yı okumaya: Ölü Ağaç’tan…
 
Ölü ağacın kendisi başlı başına bir imge iken pek çok imge doğurmuş öykünün içinde. Çocuk aklıyla düşünüp çocuk aklıyla yazmak bir yetişkin için zor zenaattır. İğreti durur, sırıtır çoğu zaman. Ölü Ağaç’ı okurken bir çocuğun yazdığından emin oldum. Belki de yazar çocukken yazıp heybesine atıp ilerde yayınlanmak üzere sakladı, kim bilebilir.
 
Yabana atılacak, es geçilecek tek öykü yok. Minimalize öyküler uzun öykülerin arasına okuyana soluk aldırmak maksadıyla özenle serpiştirilmiş.
 
“Çukur” da uzun süre oyalandım. Yazarın duygu yoğunluğu, duygu dünyası en fazla bu öyküde hissettirdi kendisini. İnsan bire bir yaşamamışsa bunu yazamazdı diye geçti aklımdan. 3. Tekil şahıs anlatırken öyküyü son cümlede 1. Tekil şahıs oluveriyor. Kesinlikle tesadüf değil bu.
“Kapıyı açtığımda, yağmur çukurun üstündeki tümseği düzlemek üzereydi.”
Anlatıcı kahraman artık izleyici olmaktan çıkmıştır. Olaya bizzat müdahildir. Yağmurun çukurun üstündeki tümseği düzlemiş olması da izlenen kahramanın geçmişi tamamen unutacağının sinyal sesi adeta. Bu son cümle beni çok çok etkiledi.
 
İlk bölümde kentsel dönüşüm, çocuk evliliği, sürgünler, mapushaneler, Loriclerin Lorini ile Rojava, yani hülasa yaşadığımız pek çok hal yaşayan dil ile, abartısız, göz hizamızdan ama ince ama naif ama imgesel olarak başarıyla anlatılmış.
 
Sıkmıyor. Sıkmayı bir kenara bıraktım, bitirmeden bırakma diye teşvik eden akıcı bir dille sona götürüyor. Sona gelindiğinde ise damakta tarifi zor lezzetli bir tad kalıyor. Bitmeseydi keşke diyor insan.
 
İkinci bölüm Değirmen’e varan uzun bir yolculuk. Tek başına özgün birer öykü de olan, birbirinin devamı da olan seri öyküler dizisi. Değirmen öncesi de hoş, yolculuk da hoş, her ne kadar sonu biraz buruk da olsa varış da hoş.
 
Bu seride ilk öyküdeki “El” imgesi oldukça yaratıcı. Dayak atan adamın “El” olarak imgelenmesi, konuşurken dahi sesinin elinden çıkması…
 
Kent öykülerini de keyifle okudum.
 
Her öykü için uzunca yazılabilir ama o zaman da okumanın lezzeti azalır diye kısa keseceğim.
 
Uzun süredir böyle soluksuz, keyifli, özgün öyküler okumamıştım.
 
Yazarın yeni kitabı çıkana kadar birkaç kez daha okuyacağımı düşünüyorum Kırık Patika’yı.

Eline, emeğine, aklına, yüreğine sağlık Ümran Düşünsel
 
Serdar İklim Fırat