1 Haziran 2015 Pazartesi

Ömer Turan röportajı


'Ölüm bir ‘gövde’ olunca anlam biçilmez de ne yapılır ki?'

Ümran Düşünsel’in öykü kitabı “Kırık Patika”, kısa bir zaman önce Babek Yayınları’ndan çıkarak okurla buluştu. Aynı zamanda radyo oyunu yazarı da olan Düşünsel ile son kitabını konuştuk.
 ...
 
 

21 Mayıs 2015 Perşembe

Hüzünlü ve gizemli bir yolculuk/ Adil Okay




Son yıllarda öykü’nün benden, benim de öyküden koptuğumu sanıyordum. Şiir ve roman okumak beni daha çok doyuma ulaştırmaya başlamıştı. Tabi plastik sanatlar ve sinema da sanattan aldığım gıdamı karşılamaya yetiyordu. Bir insan ömrüne kaç kitap sığdırabilir ki deyip seçici davranıyordum. Ancak arka arkaya okuduğum öykü kitapları bana yanıldığımı gösterdi. Şimdi elimde Ümran Düşünsel’in “Kırık Patika” adlı öykü kitabı var. Kitap elime geçtikten sonra “ilk öyküye göz atayım sonra sıraya koyarım” dedim. Dedim ama kitaptaki ilk öykü “Ölüağaç” fikrimi değiştirmeme yetti. Hemen -sıradaki diğer kitaplara haksızlık olsa da- okumaya başladım.

İkinci öykü “Ağlayan kayalar”ı bitirdikten sonra kimmiş bu yazar,nerede biriktirmiş, sözcükleri damıtmak için kaç on yıl çalışmış, bu kaçıncı kitabıdır, nasıl gözümden kaçmış diye düşünerek döndüm biyografisine baktım. Yazar biyografisinde bu sorularımı tam olarak yanıtlamamış. Demek okuyucuya bırakmış.

Ümran Düşünsel, “Kırık Patika” adlı öykü kitabında Durum öyküsünden, Karakter öyküsüne, Minimal öyküden Epizot ve Anlatı’ya, 3. Tekil şahıstan, 1. Tekil şahısa kadar her denemeyi yapmış. (Keşke minimal öykülerini ayrı bir dosyada toplasaydı.) Ve hepsini de -kendi üslubunu yaratarak- başarmış.Yeni birleşik kelimeler, kullanılmamış imgeler türeterek. Tabi imge türeteceğim diye ağdalı metin tuzağına düşmemiş. “İmge salatası”na dönüştürmemiş öykülerini. Muhtemelen, “anlam ve dil”, ikisi uyum içindeyse başarılı olunur diye düşünmüş. Biçim balyozu altında anlamı yitirmemiş. Anlam diyerek biçimi ihmal etmemiş.

Romanın tarihi kısadır. 200-250 yıl geriye gidebiliriz en fazla. Ama Öykü deyince binlerce yıldan söz ederiz. “Kabil ile Habil”i de ilk öykülerden sayabiliriz. Ninemizin mesellerini de. Çağdaş kısa öykü deyince Fransa’da Balzac, ABD’de Poe, Rusya’da Gogol veTurgenyev, İngiltere’de O Henry ilk aklıma gelenler. Modern kısa öykünün babası Poe’dur. Ama Çehov dünyayı etkilemiştir.Türkiye deyince ilk ustalardan Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali veSait Faik’i sayabiliriz. Ümran Düşünsel kimlerden beslenmiş diye düşündüm. Ama çözemedim. Saydığım bu yazarlar bir döneme damga vurmuş, Türkiye’de öykü bayrağını göndere asmış olsalar da Düşünsel’in üslubu farklı.

Edebiyatta–genellikle- “kış bitti, yaz geldi” demek yerine dolaylı, çağrışımlarla mevsimlerin değişimi anlatılmalıdır. Ya da“aşk” veya “yoksulluk” dolaylı betimlenmişse o yazar“olmuştur” denilir. Yine çağdaş öykü’de mecbur kalınmadıkça sadece “çiçek” veya “kuş” denmez. Onları ön ekle betimlemeniz gerekir. Ayrıca Afrika’da yaşayan bir kuş- çiçek türünü Asya’da yaşatamazsınız. Üzüm veya pamuk toplayıcılarını kış mevsiminde çalışırken betimlerseniz bütün öykü çöker. Tarih filmlerinde kahramanın kolunda saat veya arkada elektrik direklerinin görünmesi gibi komik olur yazdığınız. Tabi yazdığınız fantastik, komedi ya da bilim kurgu değilse. Düşünsel, bütün bunlara kafa yormuş. Titizlikle çalışmış. Örneğin okuyucuya “deniz”i çağrıştıracağını bildiğinden, balkonunun demirine tüneyen “Martı”dan sözedince arkasından eklemiş: “Denizuzak, çöp yok.”


Demem o ki yazar, “İlham geldi, yazdım bıraktım” dememiş. O “ilham”ın yazdırdığı taslak üzerinde laboratuar çalışması yapmış. “Yağmur” diye geçmemiş: “Üçikindivişneçiçeği yağmurları”demiş. “Güz’ü ürkütüp damağını kaldırtmış. ”Kardelenler dememiş, ön sıfat eklemiş “Mavi kardelenler” diye betimlemiş karda açan çiçekleri. Yeşil yerine “petrol yeşili”, Kolye yerine “Mavi kuvars kolye”, kuş yerine, “Dengbej kuşlar”, “Mahzun serçe kuşları”, “Bir çift saksağan”, yine çiçek yerine, “Direnişteki kiraz çiçekleri”, “Papatya çiçeği”, “Sütleğen”,“Kekik demeti”, “İğde çiçekleri”…

Ümran Düşünsel’de zaman, takvim yapraklarıyla anlatılmıyor. Doğanın değişen yüzüyle betimleniyor. Öyle ya bu kullandığımız“zaman”, “takvim” kime göre, neye göre belirlenmiş. Doğanın zamanına ne kadar uymuş. Yazar bana bunları yeniden sorgulattı: Birkaç bölüm aktarayım ne demek istediğim anlaşılsın:

Mevsim hırsızlığını gelenekselleştirmiş bahar yazdan, yaz da güzden aşırmıştı bir miktar…”
Baharın koynuna alıp eritmeye başladığı kış, patikanın iki yanından yol açmış, vuslata ermek üzere nehre koşuyordu. Yoluna çıkan her otu, her çiçeği ıslak ıslak öpmeyi de ihmal etmiyordu.”S. 38-39
Kışa koşan sonbaharın soluk almak için durduğu günlerden birisiydi…”s.42
Mandalinayı budamakta geç kalmıştı işte, yine tomurcuğa durmuştu” s.58
Taze börülcenin bile ağlattığı günlerdi. Kendisine saklanmış yağmuru bekliyordu. Öyle kırkikindileri değil, sağnak,soluksuz…” s. 66
Ben ineyim, gün ağaracak neredeyse, bu saatte çare bile uykudadır”s.93

Betimlemeler müthiş değil mi? Şiirsel de diyebilirsiniz. Öyle ya artık sanat disiplinleri birbirini etkileyerek gelişiyor. Şiir denemeyle, öyküyle, fotoğrafla, fotoğraf sinemayla, sinema tiyatroyla ve bütün bunlar da plastik sanatlarla iç içe.

Düşünsel sadece dilde değil kurguda da başarılı: Birbirinin devamı sayılan Kırık,Yamalı, Bombalanmış Patika üçlemesi, Hapishane, Sürgün, intihar, doğa temaları o denli başarılı –doğal işlenmiş ki hayran olmamak elde değil. İyi de bu kadar başarılı öykülerin toplandığı “Kırık Patika” neden eleştirmenlerin dikkatini çekmemiş  diye sormadan geçemiyor insan. (Hakkında yazanları tenzih ediyorum) Ben bir eleştirmen değilim. Kendi halimde öykü yazarıyım ve kırk yıllık öykü okuyucusuyum. Dolayısıyla benden çok, yazar Şaban Akbaba’nın ifadesiyle: “Köküne kıran girmiş öykü eleştirmenleri”nin keşfetmesi gereken bir yazar Ümran Düşünsel.

Öykülerin hemen hepsinden aforizmalar, şiirsel metinler, başarılı metaforlar aktarmak – alıntılamak mümkün. Ama her okuyucu kendi feneriyle ruh haline yakın bölümü seçecektir okurken. O bölümleri daha çok sevecektir. Ben seçmekte zorlandım. Dehşet’i yalın biçimde betimlediği, “kader”i sorguladığı “Su aldı”öyküsünden bir bölüm paylaşıp gerisini okuyucuya bırakmak istiyorum:

Çukura Binbir Gece Masallarını, bez bebeğini, bir de çikolatanın yaldızını koydu. Geceliğinin küllerini nehre vermişti zaten. El yordamıyla çukuru kapattı. Tam o anda, işte o anda bulut uyanıp kaçtı apar topar. Ay yine düştü nehre. Kalktı Aygül. (…)Nehre girdi. Aya doğru yürüdü. Su hem serindi hem de derindi. Bıraktı kendini ayın koynuna. Su aldı götürdü.”

Sonuç olarak Kırık Patika’yı sadece öykü severlerin değil aynı zamanda öykü yazarlarının da okumasını tavsiye ediyorum. Ümran Düşünsel’i de kutluyorum. Beni dağlarda, kırlarda, kasabalarda, nehirlerde rüzgârların, kuşların, çiçek tozlarının kanatlarında, kâh hüzünlü, kâh gizemli bir yolculuğa çıkardığı için.

Adil OKAY- 21 Mayıs2015/ Cumhuriyet Kitap'da yayınlanmıştır.

Hüzünlü ve gizemli bir yolculuk/ Adil Okay


Son yıllarda öykü’nün benden, benim de öyküden koptuğumu sanıyordum. Şiir ve roman okumak beni daha çok doyuma ulaştırmaya başlamıştı. Tabi plastik sanatlar ve sinema da sanattan aldığım gıdamı karşılamaya yetiyordu. Bir insan ömrüne kaç kitap sığdırabilir ki deyip seçici davranıyordum. Ancak arka arkaya okuduğum öykü kitapları bana yanıldığımı gösterdi. Şimdi elimde Ümran Düşünsel’in “Kırık Patika” adlı öykü kitabı var. Kitap elime geçtikten sonra “ilk öyküye göz atayım sonra sıraya koyarım” dedim. Dedim ama kitaptaki ilk öykü “Ölüağaç” fikrimi değiştirmeme yetti. Hemen -sıradaki diğer kitaplara haksızlık olsa da- okumaya başladım.

İkinci öykü “Ağlayan kayalar”ı bitirdikten sonra kimmiş bu yazar,nerede biriktirmiş, sözcükleri damıtmak için kaç on yıl çalışmış, bu kaçıncı kitabıdır, nasıl gözümden kaçmış diye düşünerek döndüm biyografisine baktım. Yazar biyografisinde bu sorularımı tam olarak yanıtlamamış. Demek okuyucuya bırakmış.

Ümran Düşünsel, “Kırık Patika” adlı öykü kitabında Durum öyküsünden, Karakter öyküsüne, Minimal öyküden Epizot ve Anlatı’ya, 3. Tekil şahıstan, 1. Tekil şahısa kadar her denemeyi yapmış. (Keşke minimal öykülerini ayrı bir dosyada toplasaydı.) Ve hepsini de -kendi üslubunu yaratarak- başarmış.Yeni birleşik kelimeler, kullanılmamış imgeler türeterek. Tabi imge türeteceğim diye ağdalı metin tuzağına düşmemiş. “İmge salatası”na dönüştürmemiş öykülerini. Muhtemelen, “anlam ve dil”, ikisi uyum içindeyse başarılı olunur diye düşünmüş. Biçim balyozu altında anlamı yitirmemiş. Anlam diyerek biçimi ihmal etmemiş.

Romanın tarihi kısadır. 200-250 yıl geriye gidebiliriz en fazla. Ama Öykü deyince binlerce yıldan söz ederiz. “Kabil ile Habil”i de ilk öykülerden sayabiliriz. Ninemizin mesellerini de. Çağdaş kısa öykü deyince Fransa’da Balzac, ABD’de Poe, Rusya’da Gogol veTurgenyev, İngiltere’de O Henry ilk aklıma gelenler. Modern kısa öykünün babası Poe’dur. Ama Çehov dünyayı etkilemiştir.Türkiye deyince ilk ustalardan Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali veSait Faik’i sayabiliriz. Ümran Düşünsel kimlerden beslenmiş diye düşündüm. Ama çözemedim. Saydığım bu yazarlar bir döneme damga vurmuş, Türkiye’de öykü bayrağını göndere asmış olsalar da Düşünsel’in üslubu farklı.

Edebiyatta–genellikle- “kış bitti, yaz geldi” demek yerine dolaylı, çağrışımlarla mevsimlerin değişimi anlatılmalıdır. Ya da“aşk” veya “yoksulluk” dolaylı betimlenmişse o yazar“olmuştur” denilir. Yine çağdaş öykü’de mecbur kalınmadıkça sadece “çiçek” veya “kuş” denmez. Onları ön ekle betimlemeniz gerekir. Ayrıca Afrika’da yaşayan bir kuş- çiçek türünü Asya’da yaşatamazsınız. Üzüm veya pamuk toplayıcılarını kış mevsiminde çalışırken betimlerseniz bütün öykü çöker. Tarih filmlerinde kahramanın kolunda saat veya arkada elektrik direklerinin görünmesi gibi komik olur yazdığınız. Tabi yazdığınız fantastik, komedi ya da bilim kurgu değilse. Düşünsel, bütün bunlara kafa yormuş. Titizlikle çalışmış. Örneğin okuyucuya “deniz”i çağrıştıracağını bildiğinden, balkonunun demirine tüneyen “Martı”dan sözedince arkasından eklemiş: “Denizuzak, çöp yok.”


Demem o ki yazar, “İlham geldi, yazdım bıraktım” dememiş. O “ilham”ın yazdırdığı taslak üzerinde laboratuar çalışması yapmış. “Yağmur” diye geçmemiş: “Üçikindivişneçiçeği yağmurları”demiş. “Güz’ü ürkütüp damağını kaldırtmış. ”Kardelenler dememiş, ön sıfat eklemiş “Mavi kardelenler” diye betimlemiş karda açan çiçekleri. Yeşil yerine “petrol yeşili”, Kolye yerine “Mavi kuvars kolye”, kuş yerine, “Dengbej kuşlar”, “Mahzun serçe kuşları”, “Bir çift saksağan”, yine çiçek yerine, “Direnişteki kiraz çiçekleri”, “Papatya çiçeği”, “Sütleğen”,“Kekik demeti”, “İğde çiçekleri”…

Ümran Düşünsel’de zaman, takvim yapraklarıyla anlatılmıyor. Doğanın değişen yüzüyle betimleniyor. Öyle ya bu kullandığımız“zaman”, “takvim” kime göre, neye göre belirlenmiş. Doğanın zamanına ne kadar uymuş. Yazar bana bunları yeniden sorgulattı: Birkaç bölüm aktarayım ne demek istediğim anlaşılsın:

Mevsim hırsızlığını gelenekselleştirmiş bahar yazdan, yaz da güzden aşırmıştı bir miktar…”
Baharın koynuna alıp eritmeye başladığı kış, patikanın iki yanından yol açmış, vuslata ermek üzere nehre koşuyordu. Yoluna çıkan her otu, her çiçeği ıslak ıslak öpmeyi de ihmal etmiyordu.”S. 38-39
Kışa koşan sonbaharın soluk almak için durduğu günlerden birisiydi…”s.42
Mandalinayı budamakta geç kalmıştı işte, yine tomurcuğa durmuştu” s.58
Taze börülcenin bile ağlattığı günlerdi. Kendisine saklanmış yağmuru bekliyordu. Öyle kırkikindileri değil, sağnak,soluksuz…” s. 66
Ben ineyim, gün ağaracak neredeyse, bu saatte çare bile uykudadır”s.93

Betimlemeler müthiş değil mi? Şiirsel de diyebilirsiniz. Öyle ya artık sanat disiplinleri birbirini etkileyerek gelişiyor. Şiir denemeyle, öyküyle, fotoğrafla, fotoğraf sinemayla, sinema tiyatroyla ve bütün bunlar da plastik sanatlarla iç içe.

Düşünsel sadece dilde değil kurguda da başarılı: Birbirinin devamı sayılan Kırık,Yamalı, Bombalanmış Patika üçlemesi, Hapishane, Sürgün, intihar, doğa temaları o denli başarılı –doğal işlenmiş ki hayran olmamak elde değil. İyi de bu kadar başarılı öykülerin toplandığı “Kırık Patika” neden eleştirmenlerin dikkatini çekmemiş  diye sormadan geçemiyor insan. (Hakkında yazanları tenzih ediyorum) Ben bir eleştirmen değilim. Kendi halimde öykü yazarıyım ve kırk yıllık öykü okuyucusuyum. Dolayısıyla benden çok, yazar Şaban Akbaba’nın ifadesiyle: “Köküne kıran girmiş öykü eleştirmenleri”nin keşfetmesi gereken bir yazar Ümran Düşünsel.

Öykülerin hemen hepsinden aforizmalar, şiirsel metinler, başarılı metaforlar aktarmak – alıntılamak mümkün. Ama her okuyucu kendi feneriyle ruh haline yakın bölümü seçecektir okurken. O bölümleri daha çok sevecektir. Ben seçmekte zorlandım. Dehşet’i yalın biçimde betimlediği, “kader”i sorguladığı “Su aldı”öyküsünden bir bölüm paylaşıp gerisini okuyucuya bırakmak istiyorum:

Çukura Binbir Gece Masallarını, bez bebeğini, bir de çikolatanın yaldızını koydu. Geceliğinin küllerini nehre vermişti zaten. El yordamıyla çukuru kapattı. Tam o anda, işte o anda bulut uyanıp kaçtı apar topar. Ay yine düştü nehre. Kalktı Aygül. (…)Nehre girdi. Aya doğru yürüdü. Su hem serindi hem de derindi. Bıraktı kendini ayın koynuna. Su aldı götürdü.”

Sonuç olarak Kırık Patika’yı sadece öykü severlerin değil aynı zamanda öykü yazarlarının da okumasını tavsiye ediyorum. Ümran Düşünsel’i de kutluyorum. Beni dağlarda, kırlarda, kasabalarda, nehirlerde rüzgârların, kuşların, çiçek tozlarının kanatlarında, kâh hüzünlü, kâh gizemli bir yolculuğa çıkardığı için.

Adil OKAY - 21 Mayıs2015/ Cumhuriyet Kitap'da yayınlanmıştır.

13 Mayıs 2015 Çarşamba


Kırık Patika’da hüzün ve umut kol kola; bir yanıyla “cama taş attın canım kırıldı”, diğer yanıyla “Neyse ki yüreğimizin iklimi hep bahar.” diyor hikâyeler… - See more at: http://www.edebiyathaber.net/kirik-patikanin-doga-ile-bulusan-hikayeleri-sule-tuzul/#sthash.Il0V8G88.dpuf
Kırık Patika’da hüzün ve umut kol kola; bir yanıyla “cama taş attın canım kırıldı”, diğer yanıyla “Neyse ki yüreğimizin iklimi hep bahar.” diyor hikâyeler… - See more at: http://www.edebiyathaber.net/kirik-patikanin-doga-ile-bulusan-hikayeleri-sule-tuzul/#sthash.Il0V8G88.dpuf
Kırık Patika’da hüzün ve umut kol kola; bir yanıyla “cama taş attın canım kırıldı”, diğer yanıyla “Neyse ki yüreğimizin iklimi hep bahar.” diyor hikâyeler… - See more at: http://www.edebiyathaber.net/kirik-patikanin-doga-ile-bulusan-hikayeleri-sule-tuzul/#sthash.Il0V8G88.dpuf

24 Nisan 2015 Cuma

Kırık patikaya ekilmek üzere

Kırık Patika'ya ekilmek üzere İzmir/ Şakran Kadın Cezaevi'nden sevgili Gönül Bulut'un yolladığı çiçekler.

Yüreğine sağlık...

20 Nisan 2015 Pazartesi

Uzakların Cevizi/ Gezite.org

Önce Mahir’i çıkardı kafesten. Öptü uzun uzun kenesetinden 1, okşadı ve açık pencereden özgürlüğe salıverdi. Gözden kaybolana kadar izledi ardından. Sonra da İbo’yu aldı usulca. Zamansız tüy dökümüne girmişti nedense, üşüyebileceği geçti aklından ama alnını defalarca öptükten sonra onu da bıraktı. İbo, Mahir’ in aksine karşı binanın çatısına kondu önce. Minicik kafasını sağa sola çevirdi. Sanki hangi yöne gideceğine karar verememiş gibiydi. Bir süre sonra, ne sağa ne sola, Mahir gibi gökyüzüne doğru kanat çırpmaya başladı. Onu da gözden kaybolana kadar izledi.

Hazırdı.

18 Nisan 2015 Cumartesi

Anne Yoğurdu

Uzun uğraşlar sonucu öğlen aldım kitabı ve "Bi soluk" okudum.Kendini bi soluk bi koşu okutturacak bir kitap olduğunu hissetmiştim zati...

Şatafatlı sözler yazmayı sevmiyorum, daha çok okuduğum ve etkilendiğim kitapları not alıyorum. Unutmak istemiyorum. 

 Edebiyatı yoğurda benzetirim. Eskiden kendim yapardım yoğurdumu. Uzun zaman oldu yapamıyorum artık. Memleketten gelen bir yoğurttan mayaladım ilk ve sonra o yoğurtan diğerini. Marketlerdeki markalı yoğurtlar gibidir bazı kitaplar. Üzerlerinde son kullanma tarihleri, kaşığı çaldığında su dolar kabının içi. Süzme, yağlı, az yağlı, yağsız farketmiyor... Bazı yoğurtlarda annemin yoğurdu gibidir. Tanıdıktır tadı. Kaymaklı.
 

Kürtçede "yırtıldı" deriz. Eğer belli sıcaklıkta kıvamında mayalanmadıysa... Bu hikaye kitabı annemin yoğurdu gibi beni "bir koşu eskilere götürdü." Şimdi keyif kahvesi içiyorum turuncu kupada:-)

Nûdem Hezex

16 Nisan 2015 Perşembe

Nûdem Hezex

 Bİ BEZEKÊ ÇÛME ROJÊN BERÊ Û HATİM
ŞÎVERA ŞKESTÎ


 "Hê li hevîya zayîna payizê nemayî miribû  wê salê havîn. Dara gûzê beravêt ji xemgînîya xwe. Payîza dizê havînê jî şaşwaz bû. Hişê wî tevûlev bû. Rez xera kirin bêdem û bê'êman"

(12)

Devamı için: Nûdem Hezex

( Güzün doğumunu beklemeden öldüydü o yıl yaz. Dut ağacı düşük yaptı üzüntüden. Yaz hırsızı güz de şaşkındı. Kafasıkarışıktı. Bağları bozuverdi amansız, zamansız.)


Cumhuriyet Kitap Eki

Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki

15 Nisan 2015 Çarşamba

Söz Mezbahası/ Kırık Patika

Adil Okay'ın masasında "Söz Mezbahası" ile "Kırık Patika" yı yanyana görmek bir tuhaf etti beni...

(Okurun Sitemi)

Kırık Patika’ya dair…
Hocam kitabınızı bitirdim.
Genel anlamda hep bir hüzün hakimdi belki de bu nedenle kendimle daha fazla içselleştirdim.
Açıkçası öyküler bitince üzüldüm! Sonra neye üzüldüğümü düşündüm…
Tamam ortak bir hüzün var; ama esas neden bu değildi olamazdı. Gerçek şuydu:
Birey olarak toplum olarak anlatılmışlığın bitmesiydi, şuan için bitmesiydi.
Ama şunu da biliyorum ki yazarımız üretmeye devam ediyor BİZİ anlatmaya devam ediyor.
Bu da bir moral kaynağı oldu.
Her öykünün tadı bambaşka öyle ki ben yazar olamam dediğim noktaya beni çektiniz.
Yani o çıtayı ben tutturamam dedim. Ama yılmadan yazacağım…
Belki bir gün o seviyeye gelirim.
Benim için gerçek okur beş duyusuyla okuyandır. Ümran Düşünsel'i bu anlamda okumak ayrı bir keyif verdiğini de söylemeliyim. Bize öykülediği resmi o resmin içindekileri hissettiriyor kokusunu aldırıyor. Hele bir de ruhumuzun derinine indiriyor ki insanın bazen utanası sıkılası geliyor. Bazen de tebessüm ettiriyor; ama bunda da yine hüzün var.

Okur sizi geç tanıdığı için affetmiyor. (OKURUN SİTEMİ) :)
Elinize yüreğinize sağlık hocam.

Mehmet Uçar

10 Nisan 2015 Cuma

Kar ve Kül

“Oy kara kafalı Uso’m, kıvırcık kafalı Uso’m. Küle gül ektim, kara saka. Külü kara döktüm, gülleri sakaların üstüne. Gelincik şurubu şişeleri diziliydi camın önünde gül açtığında, gül dalında saka öttüğünde. Hani, şurup şişelerinde limon tuzunun gelinciği soyup suya giydirdiği mevsim. Kar vaktinden çok kül vakti oldu ömrümüzün. İyi ki de oldu. İlk çığın altında kalmak varken her külden yeniden doğduk.”


1 Nisan 2015 Çarşamba

İncitilen patikalar

Erken uyanmak da insanın kültürünü artırıyor.

Ümran Düşünsel'in ilk öykü kitabı. Şiirsel bir anlatımla insan acıları, çocukluk günleri, incitilen patikalar ve çırılçıplak doğa halleri...

Ömer Turan

30 Mart 2015 Pazartesi

Bolu F Tipi'nden sürpriz...

Mektup Ramazan Vural'dan.

Ramazan Vural, Şerzan Kurt hikâye yarışmasında, 2013 yılında Kürtçe dalında birinci gelen arkadaş. Türkçe dalında da ben birinci gelmiş ve kendisini kutlamak için adresini araştırırken Bolu F Tipinde tutsak olduğunu öğrenmiştim.

Ödül törenine katılamayacak olması hasebiyle iki dil arasındaki eşitlik ödül töreninde de bozulmasın diye ödül törenine katılmadım. 

O zamandan bu yana mektuplaşırız Ramazan Kardeş'le. 13 yaşında dağa çıktığını, 17 yaşında tutsak edildiğini ve 20 yıldır da cezaevinde olduğunu öğrendim.

Kuş besliyor cezaevinde Ramazan. Muhabbet kuşu. Ona sevdiklerine söyleyemediği kelimeleri öğretiyor. En fazla iki yıl tutuyor yanında ve sevdiklerine armağan ediyor kuşu. Kuş onun yüreği, dili oluyor vardığı yerde.

Yeşil Yılan'a konuşmayı öğretiyordu bir ara. Onunla ilgili kısa bir hikâye yazdım Kırık Patika'ya.

Kitap yayınlanır yayınlanmaz Ramazan Kardeşe yolladım. Bir kısmını yukarıda alıntıladığım uzunca bir mektup yazmış. 

Zazakî öğrenmeye çalıştığımı da yazmıştım mektuplardan birinde. Bu bağlamda hoş bir sürpriz yaptılar bana. Çoğul yazıyorum çünkü sürprizin öznesi çoğul. Hücre arkadaşı Hîkmet Çalagan' da Kırık Patika'yı okumuş ve yeni yayınlanan(Zazaca) hikâye kitabını imzalayarak yollamış bana.

Onur duydum...



Ne güzel ki, insan üretiyor koşul ve sınır tanımaksızın... Tuhaf bir canlı işte.

Sağolsunlar, varolsunlar...


25 Mart 2015 Çarşamba

Uzatsam elimi bahara değer mi?




Göğün ağlaması güldürür, kayaların ağlaması ağlatır...

"Kar düşeli epey olmuştur dağlarıma. Yağacak, yağacak, dağların başı bulutları delip göğe uzanacak. Deli suların, gün yüzü görsün diye kayalık dağlarda açtığı gözlere dolacak. Kaşı kirpiği tel tel donacak. Bahar gelende, düzde biten ilk sosinin, ilk dıdirmenin hatırına gevşeyecek ancak. Sosin, sosin'i getirecek aklına.

Bertal'ı, Usên'i, Hozan'ı, Helin'i, Delila'yı getirecek, kirpiklerinden süzülmeye başlayacak yaşlar. Damla damla , oluk oluk. He işte böyle ağlar kayalar." s.20

Baharın koynuna alıp eritmeye başladığı kış, patikanın iki yanından yol açmış, vuslata ermek üzere nehre koşuyordu. Yoluna çıkan her otu, her çiçeği ıslak ıslak öpmeyi de ihmal etmiyordu. Sırasını bekleyen kar öbekleri durdurdu Agit'i. Karı delip güneşte meşk eden mavi kardelenler en sevdiği çiçeklerdi.
Dörde katlanmış kâğıdıyla kalemini çıkardı cebinden. Kâğıdı açıp büktüğü dizine dayalı, yazdı:
İnsanın insanla kavgası değil, insanın doğayla kavgası hiç değil: Kardelenin aşkını kıskanan gökyüzünün güneşle kavgasıdır ki kardelenin üzerine mavi tülünü sarıp sarmalaması bundandır. s.38-39


Kıl keçisi ayva yaprağından pembeyi, kekik yaprağından griyi, papatya çiçeğinden sarıyı, sütleğenden kül rengini, ceviz kabuğundan kahverengiyi, çivit yapraklarından maviyi, fındık yapraklarından kırmızıyı, nar kabuğundan koyu kahverengiyi aldı sırtındaki kilime gizledi.s.41

Kırık Patika / Ümran Düşünsel

"Uzatsam elimi bahara değer mi?"diye soruyordum kendime, Ümran Hoca'nın bu kitabı "yüreğimin iklimi hep bahar" diye tutuverdi ellerimden.Kitap dün geldi,bugün bitti. Bu durumda kitabın nasıl olduğunu varın siz düşünün. Kendisine burdan selam verip, teşekkür etmek istedim. 

Sevgiyle, esenlikle...

Sultan Şahin

24 Mart 2015 Salı

.

Tabiatı, tutkuyu, aşkı sihire ve şiire dönüştürüp öyle öyküleyen hikayeler...

Haldun Çağlayan